İşten yeni çıkmıştı. Biraz erken çıkabilmek için izin
almıştı. Hızlı adımlarla markete doğru gitti. Sabah kahvaltıdan sonra
buzdolabının önünde dikilmiş eksikleri küçük bir kağıda not etmişti. Markete girdi.
Biraz domates, salatalık aldı. Diğer eksikleri de tamamladıktan sonra kasaya doğru
geçti. Sonra koşar adım evin yolunu tuttu.
Güzel bir
sofra hazırlaması gerekiyordu. Bugün birinci yıl dönümleri olacaktı. Üstünü başını
değiştirip mutfakta aldı soluğu. Hemen aldığı malzemeleri dolaba yerleştirdi. Daha
sonra başladı yemekleri yapmaya.
En sevdiği
yemekleri yapacaktı. Ne de olsa onların yıldönümüydü. Böyle bir günde onun için
özel bir şey yapıyorsa eğer onun en sevdiği yemekler olmalıydı sofrada. Domatesleri
rendeledi önce. Bir yandan da zaman ne kadar çabuk geçti diye düşünüyordu kendi
kendine. Sanki daha dün gibiydi ilk tanıştıkları gün. Zaman. Hızlıydı. Ve aleyhine
işliyordu. O nedenle direk domatesleri koydu tenceresine. Biraz kavrulduktan
sonra un ekledi, iyice pişince robottan geçirdi çorbanın ana malzemesini, daha
sonra terbiyesini kattı içine yavaş yavaş. Çorbası hazırdı.
İlişkinin
ilk günlerinde öğrenmişti domates çorbasını çok sevdiğini. Bayılıyordu. Gittikleri
her restoranda, her yemekte domates çorbası sipariş ediyordu. Hemen peşinden
tavuk sarma için çıkardı malzemelerini. Mantarlarını doğradı ince ince. Garnitürünü
hazır almıştı, süzdü, konserve kokusu geçsin diye sudan geçirdi. Sonra açtı
tavuklarını. Mantarlarını kavurdu, garnitürü içine kattı sonra başladı
tavukların içine doldurmaya.
Onu sevdiğini
söylediği gün yemeğe gitmişlerdi. Çok özenmişti. Bundan yaklaşık 11 ay önce
falandı. Orada tavuk sarma sipariş etmişti. Sırayla önce yumurtaya sonra galeta
ununa batırdı tavukları.
Ardından
pirinci ıslattı. Mısırlı pilav yapacaktı. Sonrada tatlıya geçecekti. Sütlü tatlıları
çok severdi. Bir paket margarini eritti önce, sonra ekledi 6 fincan unu. Un hafif
kavrulunca süt ekledi. Sonra da 4 su bardağı şeker. Bir pakette vanilya. Yarım çay
bardağı saf gül suyu. Kıvamına gelince döktü tepsinin dibine tatlısını. Sonra üzerini
kakao, tarçın ve Hindistan cevizi karışımı ile süsledi. Koydu buzdolabına.
Hemen salata
malzemelerini çıkardı. Rokayı yıkadı güzelce, marul ile birlikte. İnce ince
kıydı. Taze soğanları temizledi onları da yeşilliklerin arasına kattı. Kabuklarını
soydu domates ve salatalıkların. Onları da ekledi salata malzemelerine. Zeytinyağı,
kekik ve sarımsakla güze bir sos yaptı salatasına. Üzerine hellim peyniri
rendeledi ve ceviz koydu. Pikniğe gittiklerinde öğrenmişti. Cevizi çok seviyordu.
Hatta bir ağacın tepesine tırmanmıştı, yaş cevizler toplamak için. Hem de
başkasının bahçesine izinsiz girmişti.
Tek tek
özenle sofraya taşıdı yaptığı yemekleri. Kenarları dantelli beyaz bir masa
örtüsü sermişti. Sanki gelinliğin eteği gibiydi. Sonra kadehlerini,
tabaklarını, yemeklerini yerleştirdi sofraya. Şamdanlarını aldı. Mumlarını yaktı.
Geçti oturdu sofrasına.
Açtı beyaz
şarabı ve bir kadeh doldurdu kendine. Çorbadan bir kepçe koydu tabağına. Başladı
yemeğe. Peşinden tavuk. Yanında pilav, salata. Sonra tatlı derken bir şişe
şarabı bitirmişti.
Yemek bitti.
Çantasından çıkardığı süslü paketi açtı. İçinde bir kutu, kutunun içinde ise
pahalı bir kolye vardı. Kolyeyi aldı, gözlerinin içi gülümsüyordu. Taktı boynuna.
Çok mutlu olmuştu. Sofrayı öylece bıraktı. Bu güzel akşamda sofra toplamakla,
bulaşıkla uğraşmak istemiyordu.
Yatak odasına gidip en güzel geceliğini giydi.
Yatağın sol yanına uzandı ve uyudu. Bir yıldönümünü tek başına geçirmişti. Kendiyle,
kalbiyle mücadelesini kaybedeli çok uzun zaman olmuştu. Umursamadı. Sabah kalktı
gülümseyerek. Mutluydu. Kolyesini taktı boynuna. Kahvaltı etmedi. Hızlıca hazırlanıp
çıktı evden. Kolyesinin rahat gözükebileceği, derin v yakalı bir elbise
giymişti. Herkes görmeliydi. Ne kadar mutluydu. Sevdiği onu ne kadar çok
SEVMİYORDU…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder