8 Ocak 2012 Pazar

Akşam Yemeği.


                İşten yeni çıkmıştı. Biraz erken çıkabilmek için izin almıştı. Hızlı adımlarla markete doğru gitti. Sabah kahvaltıdan sonra buzdolabının önünde dikilmiş eksikleri küçük bir kağıda not etmişti. Markete girdi. Biraz domates, salatalık aldı. Diğer eksikleri de tamamladıktan sonra kasaya doğru geçti. Sonra koşar adım evin yolunu tuttu.
                Güzel bir sofra hazırlaması gerekiyordu. Bugün birinci yıl dönümleri olacaktı. Üstünü başını değiştirip mutfakta aldı soluğu. Hemen aldığı malzemeleri dolaba yerleştirdi. Daha sonra başladı yemekleri yapmaya.
                En sevdiği yemekleri yapacaktı. Ne de olsa onların yıldönümüydü. Böyle bir günde onun için özel bir şey yapıyorsa eğer onun en sevdiği yemekler olmalıydı sofrada. Domatesleri rendeledi önce. Bir yandan da zaman ne kadar çabuk geçti diye düşünüyordu kendi kendine. Sanki daha dün gibiydi ilk tanıştıkları gün. Zaman. Hızlıydı. Ve aleyhine işliyordu. O nedenle direk domatesleri koydu tenceresine. Biraz kavrulduktan sonra un ekledi, iyice pişince robottan geçirdi çorbanın ana malzemesini, daha sonra terbiyesini kattı içine yavaş yavaş. Çorbası hazırdı.
                İlişkinin ilk günlerinde öğrenmişti domates çorbasını çok sevdiğini. Bayılıyordu. Gittikleri her restoranda, her yemekte domates çorbası sipariş ediyordu. Hemen peşinden tavuk sarma için çıkardı malzemelerini. Mantarlarını doğradı ince ince. Garnitürünü hazır almıştı, süzdü, konserve kokusu geçsin diye sudan geçirdi. Sonra açtı tavuklarını. Mantarlarını kavurdu, garnitürü içine kattı sonra başladı tavukların içine doldurmaya.
                Onu sevdiğini söylediği gün yemeğe gitmişlerdi. Çok özenmişti. Bundan yaklaşık 11 ay önce falandı. Orada tavuk sarma sipariş etmişti. Sırayla önce yumurtaya sonra galeta ununa batırdı tavukları.
                Ardından pirinci ıslattı. Mısırlı pilav yapacaktı. Sonrada tatlıya geçecekti. Sütlü tatlıları çok severdi. Bir paket margarini eritti önce, sonra ekledi 6 fincan unu. Un hafif kavrulunca süt ekledi. Sonra da 4 su bardağı şeker. Bir pakette vanilya. Yarım çay bardağı saf gül suyu. Kıvamına gelince döktü tepsinin dibine tatlısını. Sonra üzerini kakao, tarçın ve Hindistan cevizi karışımı ile süsledi. Koydu buzdolabına.
                Hemen salata malzemelerini çıkardı. Rokayı yıkadı güzelce, marul ile birlikte. İnce ince kıydı. Taze soğanları temizledi onları da yeşilliklerin arasına kattı. Kabuklarını soydu domates ve salatalıkların. Onları da ekledi salata malzemelerine. Zeytinyağı, kekik ve sarımsakla güze bir sos yaptı salatasına. Üzerine hellim peyniri rendeledi ve ceviz koydu. Pikniğe gittiklerinde öğrenmişti. Cevizi çok seviyordu. Hatta bir ağacın tepesine tırmanmıştı, yaş cevizler toplamak için. Hem de başkasının bahçesine izinsiz girmişti.
                Tek tek özenle sofraya taşıdı yaptığı yemekleri. Kenarları dantelli beyaz bir masa örtüsü sermişti. Sanki gelinliğin eteği gibiydi. Sonra kadehlerini, tabaklarını, yemeklerini yerleştirdi sofraya. Şamdanlarını aldı. Mumlarını yaktı. Geçti oturdu sofrasına.
                Açtı beyaz şarabı ve bir kadeh doldurdu kendine. Çorbadan bir kepçe koydu tabağına. Başladı yemeğe. Peşinden tavuk. Yanında pilav, salata. Sonra tatlı derken bir şişe şarabı bitirmişti.
                Yemek bitti. Çantasından çıkardığı süslü paketi açtı. İçinde bir kutu, kutunun içinde ise pahalı bir kolye vardı. Kolyeyi aldı, gözlerinin içi gülümsüyordu. Taktı boynuna. Çok mutlu olmuştu. Sofrayı öylece bıraktı. Bu güzel akşamda sofra toplamakla, bulaşıkla uğraşmak istemiyordu.
                 Yatak odasına gidip en güzel geceliğini giydi. Yatağın sol yanına uzandı ve uyudu. Bir yıldönümünü tek başına geçirmişti. Kendiyle, kalbiyle mücadelesini kaybedeli çok uzun zaman olmuştu. Umursamadı. Sabah kalktı gülümseyerek. Mutluydu. Kolyesini taktı boynuna. Kahvaltı etmedi. Hızlıca hazırlanıp çıktı evden. Kolyesinin rahat gözükebileceği, derin v yakalı bir elbise giymişti. Herkes görmeliydi. Ne kadar mutluydu. Sevdiği onu ne kadar çok SEVMİYORDU…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder