“Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman
içinde pireler berber develer tellal iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır
sallar iken... Babam düştü beşikten anam düştü eşikten. Yuvarlandı dere boyuna.
Bir bakayım hele şu gelenin boyuna. O gelen atlı mıdır, asık suratlı mıdır? Yolları
az eylemiş, Hızır taraflı mıdır?
Bundan
uzun uzun zaman önce diyarın birinde bir oğlan yaşarmış. Bu oğlan bir evin bir
oğluymuş. Annesi de babası da üzerine titrerlermiş. Annesi hep en sevdiği
yemekleri pişirir, babası ne isterse almaya uğraşırmış. Oğlan hiç memnun
olmazmış. Her şeye bir kusur bulurmuş. Yemekleri beğenmez, kıyafetlerini
yırtarmış. Annesinin onu öpmesine izin vermezmiş. Babası saçını okşayamazmış. Kendini
hiç mi hiç sevdirmezmiş.
Bir gün zavallı anneciği açmış
ellerini tanrıya dua etmiş. “Ey büyük Allah’ım. Bu evladı sen verdin sen hizaya
getir. Ne ettiysek olmadı. Bizi sevmez oldu, düşman belledi iyice” demiş. Kadıncağız
uykuya zar zor dalmış o gece.
Ertesi
gün oğlanı zar zor bir geziye çıkarmış babası. Ormana odun kesmeye giderken
katmış onu da önüne. Oğlan hiç memnun olmamış bu durumdan. Sürekli söylenmiş
durmuş. Adamcağız oğlanı yanına aldığına bin pişman olmuş. “Oğlum, istersen sen
dolanmaya git. Benim işim daha uzar demiş.” Oğlan uflaya puflaya dolanmaya
gitmiş.
İleride
bir mağara gözüne çarpmış. Mağara merakla girmiş oğlan. İlerlemiş. Bir anda bir
ışık görür gibi olmuş. Işığa doğru ilerlerken ayağı kaymış başlamış düşmeye
bizim oğlan. Öyle bir düşmüş ki sanki dipsiz bir kuyudaymış.
Gözünü
açtığında yoksul bir diyardaymış. Yerde yatıyormuş. Kimse kafasını çevirip
bakmıyormuş. İnsanlar etrafından yürüyüp, gidiyormuş. Ayağa kalkmış üstü başı
toz pislik içindeymiş. Karnı da iyiden iyiye acıkmış. Az biraz ilerlemiş. Bir fırın
görmüş. Fırıncıya yanaşıp “karnım çok aç ama hiç param yok demiş.” Fırıncı da “paran
yoksa burada ne işin var. git çalış be adam.” Demiş. Utana sıkıla gitmiş bir
kapı çalmış. “merhaba ben tanrı misafiriyim. Karnım aç. Susuzum, kayboldum”
demiş. Kapıyı açan kadın “git işine kardeşim tanımam etmem seni niye alayım
evime” demiş. Az biraz daha yürümüş. Bir dükkana girmiş, dükkan sahibine
memleketinin adını söylemiş ve nasıl gidebileceğini sormuş. Dükkan sahibi
şaşkın şaşkın bakmış sonra da “ manyak mısın be adam. Burası dediğin yer zaten”
demiş.
Dükkandan çıkınca fark etmiş bizim
oğlan. Zaten kendi memleketindeymiş. Dosdoğru evine gitmiş. Kapıyı çalmış. Bir kadın
açmış. Kadın annesiymiş. “anne ben geldim ne yemek var” demiş. “destur” demiş
kapıdaki kadın “sen kimsin be?”. “anne benim ben. Oğlun. Tanımadın mı?” demiş
oğlan şaşkın şaşkın. “hadi be ordan. Benim bir oğlum vardı. O da seneler evvel
bizi koydu gitti. Ne aradı ne sordu. Öldü mü kaldı mı bilinmez. Utanmaz mısın
be adam dalga geçmeye bu yaşta insanla.” Demiş. Daha sonra babasını beklemiş
oğlan kapı önünde. Babası yoldan görününce koşmuş, sarılmış boynuna. Adam şaşmış
kalmış. “naparsın be adam. Sende kimsin? Delendin mi?” demiş. “benim baba,
benim oğlun” demiş bizim oğlan. “De git başımdan densiz deve. Yok benim oğlum
falan” demiş adam ve omzundan itmesiyle yerle bir olmuş bizim oğlan.
Çaresiz çaresiz dolanırmış oğlan
ortalarda. Çeşme başına gidip biraz su içmiş. Oturmuş, başlamış ağlamaya. Yoldan
geçen sakallı adam gelmiş yanına. “neyin var evlat?” demiş adam. Oğlan bir bir
anlatmış olanları. Adam çantasından bir parça ekmek çıkarmış. Uzatmış oğlana. “sevdiklerinin
kıymetini anladın mı ya oğul, onlarsız bir hiçsin bildin mi?” demiş. “bildim,
bilmez olur muyum?” demiş oğlan iç çeke çeke.
Ekmekten bir lokma ısırmış. Tüm dünyası
dönmüş bir anda. Yerle bir bulmuş kendini. Gözünü açtığında babası yanındaymış.
“kalk oğlum kalk. İyi misin ne oldu sana?” oğlan kalkmış yerden. Sarılmış babasının
boynuna. Babası şaşmış kalmış oğlanın hallerine. Babasının kestiği odunları
toplamış, almış kucağına babasına dönüp “ hadi eve gidelim baba, annem güzel
yemekler yapmıştır.” Demiş. Eve gider gitmez sarılmış annesine. Öpmüş koklamış.
Sevmek neymiş kaybedince anlamış…”
Masalımızda
böyle güzel, mutlu bir sonla bitmiş. Adı üzerinde “ masal”. Gerçekte olmaz
böyle şeyler. İnsanoğlu nankördür ya seversin tepene biner. Kıymet bilmez. Kaybedince
aramaz. Doğruyu bulsa sevinmez. Hep vardır kendine meyli ama başkasına yüz
dönmez. Sırt çevirir. Hep bir şeyleri ister lakin hiç tatmin olmaz. Sever,
severse kavuşamaz acı çeker. Sevilir, kendisi sevmez acı çeker. Hiç tatmin
olmaz insanoğlu. Hep daha fazlasını ister. Masallar gibi mutlu sonlar neredeyse
hiç olmaz. Çünkü masallardakiler yaratılmış karakterlerdir. İnsanlar ise
yaratılmış karaktersizler… Masallar hep uzak uzak diyarlarda geçer, o uzak
diyarlara kimse gidemesin diye. Periler, cadılar, gerçek üstü olaylar vardır. Halbuki
dünyayı daha gerçeküstü kılmıştır insanoğlu. İnanmayın bu dünyaya. Aslında masallar
gerçek. İnanırsanız yazık edersiniz kendinize. Umutlarınızdan yana dönün
yüzünüzü. İnanmayın bu dünyaya. İnanırsanız yalnızlık çekersiniz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder