3 Ocak 2012 Salı

MASAL - bitti.


“Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde pireler berber develer tellal iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken... Babam düştü beşikten anam düştü eşikten. Yuvarlandı dere boyuna. Bir bakayım hele şu gelenin boyuna. O gelen atlı mıdır, asık suratlı mıdır? Yolları az eylemiş, Hızır taraflı mıdır?
                               Bundan uzun uzun zaman önce diyarın birinde bir oğlan yaşarmış. Bu oğlan bir evin bir oğluymuş. Annesi de babası da üzerine titrerlermiş. Annesi hep en sevdiği yemekleri pişirir, babası ne isterse almaya uğraşırmış. Oğlan hiç memnun olmazmış. Her şeye bir kusur bulurmuş. Yemekleri beğenmez, kıyafetlerini yırtarmış. Annesinin onu öpmesine izin vermezmiş. Babası saçını okşayamazmış. Kendini hiç mi hiç sevdirmezmiş.
                                Bir gün zavallı anneciği açmış ellerini tanrıya dua etmiş. “Ey büyük Allah’ım. Bu evladı sen verdin sen hizaya getir. Ne ettiysek olmadı. Bizi sevmez oldu, düşman belledi iyice” demiş. Kadıncağız uykuya zar zor dalmış o gece.
                               Ertesi gün oğlanı zar zor bir geziye çıkarmış babası. Ormana odun kesmeye giderken katmış onu da önüne. Oğlan hiç memnun olmamış bu durumdan. Sürekli söylenmiş durmuş. Adamcağız oğlanı yanına aldığına bin pişman olmuş. “Oğlum, istersen sen dolanmaya git. Benim işim daha uzar demiş.” Oğlan uflaya puflaya dolanmaya gitmiş.
                               İleride bir mağara gözüne çarpmış. Mağara merakla girmiş oğlan. İlerlemiş. Bir anda bir ışık görür gibi olmuş. Işığa doğru ilerlerken ayağı kaymış başlamış düşmeye bizim oğlan. Öyle bir düşmüş ki sanki dipsiz bir kuyudaymış.
                               Gözünü açtığında yoksul bir diyardaymış. Yerde yatıyormuş. Kimse kafasını çevirip bakmıyormuş. İnsanlar etrafından yürüyüp, gidiyormuş. Ayağa kalkmış üstü başı toz pislik içindeymiş. Karnı da iyiden iyiye acıkmış. Az biraz ilerlemiş. Bir fırın görmüş. Fırıncıya yanaşıp “karnım çok aç ama hiç param yok demiş.” Fırıncı da “paran yoksa burada ne işin var. git çalış be adam.” Demiş. Utana sıkıla gitmiş bir kapı çalmış. “merhaba ben tanrı misafiriyim. Karnım aç. Susuzum, kayboldum” demiş. Kapıyı açan kadın “git işine kardeşim tanımam etmem seni niye alayım evime” demiş. Az biraz daha yürümüş. Bir dükkana girmiş, dükkan sahibine memleketinin adını söylemiş ve nasıl gidebileceğini sormuş. Dükkan sahibi şaşkın şaşkın bakmış sonra da “ manyak mısın be adam. Burası dediğin yer zaten” demiş.
                                Dükkandan çıkınca fark etmiş bizim oğlan. Zaten kendi memleketindeymiş. Dosdoğru evine gitmiş. Kapıyı çalmış. Bir kadın açmış. Kadın annesiymiş. “anne ben geldim ne yemek var” demiş. “destur” demiş kapıdaki kadın “sen kimsin be?”. “anne benim ben. Oğlun. Tanımadın mı?” demiş oğlan şaşkın şaşkın. “hadi be ordan. Benim bir oğlum vardı. O da seneler evvel bizi koydu gitti. Ne aradı ne sordu. Öldü mü kaldı mı bilinmez. Utanmaz mısın be adam dalga geçmeye bu yaşta insanla.” Demiş. Daha sonra babasını beklemiş oğlan kapı önünde. Babası yoldan görününce koşmuş, sarılmış boynuna. Adam şaşmış kalmış. “naparsın be adam. Sende kimsin? Delendin mi?” demiş. “benim baba, benim oğlun” demiş bizim oğlan. “De git başımdan densiz deve. Yok benim oğlum falan” demiş adam ve omzundan itmesiyle yerle bir olmuş bizim oğlan.
                                Çaresiz çaresiz dolanırmış oğlan ortalarda. Çeşme başına gidip biraz su içmiş. Oturmuş, başlamış ağlamaya. Yoldan geçen sakallı adam gelmiş yanına. “neyin var evlat?” demiş adam. Oğlan bir bir anlatmış olanları. Adam çantasından bir parça ekmek çıkarmış. Uzatmış oğlana. “sevdiklerinin kıymetini anladın mı ya oğul, onlarsız bir hiçsin bildin mi?” demiş. “bildim, bilmez olur muyum?” demiş oğlan iç çeke çeke.
                                Ekmekten bir lokma ısırmış. Tüm dünyası dönmüş bir anda. Yerle bir bulmuş kendini. Gözünü açtığında babası yanındaymış. “kalk oğlum kalk. İyi misin ne oldu sana?” oğlan kalkmış yerden. Sarılmış babasının boynuna. Babası şaşmış kalmış oğlanın hallerine. Babasının kestiği odunları toplamış, almış kucağına babasına dönüp “ hadi eve gidelim baba, annem güzel yemekler yapmıştır.” Demiş. Eve gider gitmez sarılmış annesine. Öpmüş koklamış. Sevmek neymiş kaybedince anlamış…”

                               Masalımızda böyle güzel, mutlu bir sonla bitmiş. Adı üzerinde “ masal”. Gerçekte olmaz böyle şeyler. İnsanoğlu nankördür ya seversin tepene biner. Kıymet bilmez. Kaybedince aramaz. Doğruyu bulsa sevinmez. Hep vardır kendine meyli ama başkasına yüz dönmez. Sırt çevirir. Hep bir şeyleri ister lakin hiç tatmin olmaz. Sever, severse kavuşamaz acı çeker. Sevilir, kendisi sevmez acı çeker. Hiç tatmin olmaz insanoğlu. Hep daha fazlasını ister. Masallar gibi mutlu sonlar neredeyse hiç olmaz. Çünkü masallardakiler yaratılmış karakterlerdir. İnsanlar ise yaratılmış karaktersizler… Masallar hep uzak uzak diyarlarda geçer, o uzak diyarlara kimse gidemesin diye. Periler, cadılar, gerçek üstü olaylar vardır. Halbuki dünyayı daha gerçeküstü kılmıştır insanoğlu. İnanmayın bu dünyaya. Aslında masallar gerçek. İnanırsanız yazık edersiniz kendinize. Umutlarınızdan yana dönün yüzünüzü. İnanmayın bu dünyaya. İnanırsanız yalnızlık çekersiniz.


ps: iyi seneler!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder