12 Şubat 2012 Pazar

Orda mısın?


               “Duramıyordu olduğu yerde. İçi kıpır kıpır. Kafasından sürekli şarkılar geçiyordu. Sadece melodisini bildikleri de vardı aralarında. Sözlerini hatırlamıyordu. Mırıldanıyordu o da. Yüzü gülüyordu nedensizce. Umursamadı uzunca süre. Seviyordu bu halini. Her yer, her şey daha da güzel görünüyordu gözüne.
                Her sabah kalkıyor, aynaya bakıyordu yüzünü yıkarken. Mutluydu. Gözlerinin içindeki gülümsemeyi kendisi bile görebiliyordu. İnsanlar “sende bir değişiklik mi var” diye sormaya başlamışlardı ona. Bir değişiklik vardı, belki de yoktu. O da emin değildi. Ama seviyordu. Sadece kendini değil. Kendinden başka birini sevmenin getirdiği mutluluğu yaşıyordu.
                Yemek yemek bile daha güzel bir aktiviteydi artık onun için. Her insanın hayatında olan sıradan şeyler onun için daha anlamlı bir hale gelmişti. Kendinden ayrı ama bir o kadar ona bağlı bir parça bulmuştu sanki yeryüzünde. Aynı şeyleri düşünüyor, aynı noktalarda buluşuyorlardı. Buluşamadıkları zamanlarda ise ortak bir çözüm yolu arıyorlardı birbirlerini kırmadan.
                Sarılmaktan hiç bu kadar haz almamıştı. Sımsıkı, doya doya sarılmak. Koklamak… Hiçbir şey daha güzel kokamazdı. Onun kullandığı parfümden almış, onun olmadığı gecelerde yastığına sıkmaya başlamıştı. Onsuz olsa bile kokusu olmadan uyumamak için. Kokusu olmayınca bir boşluk oluyordu ya içinde.
                Tarif edilemez bir ruh hali içerisindeydi.  “karnında kelebekler uçuşması” sözünü daha evvelde duymuştu ama hiç tecrübe etmemişti. Galiba o anı yaşıyordu. Onu düşünmeden geçirebildiği saniyesi yoktu…
                Hayatına dahil etti onu. Arkadaşları ile tanıştırdı. Sonra hayatına dahil oldu onun arkadaşları ile tanıştı. Geleceğine dahil etti onu. İçinde adı geçen planlar yapmaya başladı…
                Onsuz uyumak zor geliyordu. Onsuz uyanmak da… Coşuyordu her bir şarkıda, her bir şiirde… Seviyordu.”

                                                                              ******

                “ Hiç kalkası gelmedi yataktan. Sürünerek kalktı ama eninde sonunda. Yapması gereken işler vardı. Dün gece alkolü biraz fazla kaçırmıştı. Başı hala ağrıyordu. Midesinin bulantısı da cabası…
                Zar zor banyoya kadar gitti. Aynada baktı kendine. Saçı sakalı birbirine girmişti. Gözlerinde ışık kalmamıştı. Zaten uykusuzluktan göz altları morarmaya başlamıştı. Kafasından atamadığı o düşünce sürekli onu takip ediyordu. Önceleri sadece uyanıkken rahatsız ediyordu, sonraları uyurken de rahatsız etmeye başladı. Bu yüzden o da içmeye başladı. İçiyordu sızana kadar. Umursamıyordu başka bir şeyi. Zaten uykusunda bile rahat vermiyordu…
                Uzun zamandır müzik dinleyemiyordu keyfince. Müzik dinleyince içi cız ediyor, yüreği sızlamaya başlıyordu. Ruh hali hareketli şarkılara müsait değildi, diğerlerini de yüreği kaldırmıyordu. Ama arada hususi açıyordu birkaç şarkı, ağlamak için. İsimler belli, sözler belli… Mekan fark etmiyordu. Araba kullanırken, duştayken, oturma odasında televizyon izlerken… Ağlamaya başlıyordu… Mutsuzdu. Mutlu olamıyordu. Sanki önceden mutlu olan insan o değilmiş gibi… Nasıl mutlu olacağını unutmuştu.
                Kimseyi istemiyordu yanında. Kalabalıktan kaçıyordu. Hatta bir süre sonra insanların mutlu olması onu daha da rahatsız etmeye başladı.
                Gözleri onu arıyordu her yerde. Yoktu. Uyurken yatağın sol yanını hala boş bırakıyordu. Kedi gibi sağ köşeye sıkışıyordu. Zamanında o koksun diye parfüm sıktığı yatak artık onun için hapishaneden farksız bir hal almıştı. Yıkıyor, paklıyor ona rağmen kokusundan kurtulamıyordu. Mutlaka varlığını hatırlatacak bir şey buluyordu. Bir saç teli, bir hırka, bir atkı adı ne olursa…
                Birlikte bir şeyler yaptıkları mekanlara gitmiyor, gidemiyordu. Beraber yürüdükleri sokaklar bile ona dar gelir olmuştu artık.
                Kitap okumuyor, film izlemiyordu. Ruhu daralıyordu mutlu sonlardan. Mutsuz olanlar da. Kendi hikayesi yeterince acıklıydı. Başka hikayelerin içerisine dahil olmak istemiyordu...
                Uyuyor, uyanıyor aynı şeyi yaşıyordu. Bitmiyordu. Gitmiyordu…”

                                                                              ****

İnsanı bu iki farklı ruh haline aynı duygunun sokabilmesi ne ilginç. İyi misin, kötü müsün? Zehir misin, panzehir mi? Umut musun, hayal kırıklığı mı? Aşk. Sen gel deyince gelmez misin? Git deyince gitmez misin?  Adın geçince bir dönsen yüzünü. Bir görsek seni. Nasıl bir şeysin. Elle tutulmazsın, gözle görülmezsin. Saydam mısın? İçinden yara bere almadan geçip gitmek mümkün mü? Ya da girip çıkmamak? Varlığın dert, yokluğun dert. Ya varken de yoksun ya yokken de varsın. Bi deyiver. Sen bizden ne istersin?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder