11 Ağustos 2014 Pazartesi

SİGARA

Günlerden ne bilmiyorsun. Saatin hiç önemi yok. Fark etmiyor senin için. Hayatında bir şey değiştirmeyecekler. Biliyorsun. Sabah olacak, öğlen olacak, gece olacak, eylül olacak, ekim olacak, kasım olacak… Yetmeyecek, bitmeyecek. Durmayacak ama senin için bir şey değişmeyecek. Zaman bir şeyi değiştirmeyecek.

Sen her zaman aynı sahnelerin insanı olacaksın. Zamanında sana yazılan ya da bizzat kendi ellerinle yazdığın sahneleri isteksizce oynayacaksın. İstemeyeceksin elbet böyle olsun ama elinden de bir şey gelmeyecek.

Çocukken mutluyduk, en büyük derdimiz karın getirdiği tatildi. Öyle mi? Değildi. Çocukken, çocuk olabiliyorsan mutlu olursun. Çocuk olamıyorsan eğer mutlu da olamazsın. Hayat insana ya çocuk olmayı öğretir ya da çocuk olamamayı. Çocuk olamamayı öğrendiysen eğer sen ve hep senden daha çocuk olanlar varsa işte o zaman çocuk olmak bir anlam ifade etmez. Kar tatiline çocuklar sevinir, çocuk olabilenler. Sen ise çocuk olabilenlerin arasında çocuk olmayı göreceksin. Sadece ismen bileceksin. Saflığın senin içinde değil, arkanda kalmış olacak. Geriye dönüp baktıkça göreceksin.

Sonra yıllar geçecek, zaman elbette durmayacak. Ne değişecek? Sen çocuk bile olamadın ki. Genç mi olacaksın, yetişkin mi olacaksın? Yaşlanacak mısın? Olmayacak bunlar. Sen hep arada kalmış bir hayat yaşayacaksın. Yarım. Geçen zaman bir tek seni götürmeyecek elbet peşi sıra. Senin zamanında çocuk olanlar genç olacaklar, yetişkin olacaklar, yaşlanacaklar. Sen ise gördüklerinle yetineceksin. Genç olmak, yetişkin olmak, yaşlı olmak nasıl bir şeymiş onları izleyerek öğreneceksin.

Sabah kalkacaksın. Bir anlam taşımayacak sabahlar. Yeni gün sana yeni sürprizlerle gelmeyecek. Yeni gün sadece zamanında çocuk olabilenlere yeni sürprizler getirir. Sana değil.  Giyineceksin, sevdiğin, belki de sevmediğin işine gideceksin aynı yollardan yürüyerek. Aynı dükkanların önünden kıvrılıp geçeceksin. Belki aynı insanları göreceksin, belki farklı. Ne değişecek ki?

Öğlen yemek, sonra iş, sonra ev derken geçip gidecek elbet zaman. Sen ise her akşam eve geldiğinde iki kelam az etmek için hızlıca yiyeceksin yemeğini. İçindekileri kimseye haykırmamak için yutacaksın her lokma ile birlikte hızlıca sözlerini. Nasıl olsa dinlediğin bir şarkıda, izlediğin bir filmde dökersin içini. Onlar sana nasıl olman gerektiğini anlatır. Mutlu çiftler görür, mutlu hissedersin. Aşk kokan bir şarkı dinler, mutlu hissedersin. Ama mutlu olmazsın. Olamazsın. Nasıl mutlu olacağını ya hiç öğrenmemişsindir ya da çoktan unutmuşsundur.

Sonra bir sigara yakarsın yalnızlığının eşliğinde. Arkaya da acıklı bir müzik açarsın. Düşüneceksin, düşünmen gerek. Düşünerek çözeceksin çünkü bu zamana kadar çözemediğin her şeyi. O an fark edersin ne kadar çok şey olduğunu. O kadar çoktur ki düşüneceklerin, düşünmeyi unutursun, nasıl düşüneceğini. Aklında bir iki sorun varken bir anda karanlık basar zihnini. Bir tanesine odaklanırsın o karanlığın ardından. Diğerlerinin üzerine bir perde çeker gibi. Kapatırsın, görmezsin. Görmezsen, mutlu hissedersin. Gitti, bitti sanırsın. Gitmez, bitmez. Bir sonraki gün başka biri alır o düşüncenin yerini. Eskisi ise perdenin ardındaki yerini alır.

Sonra biri çıkar elbette. Sen ise çaresizlik ve umutsuzlukla dolu hayatının her bir ilmeğini sıkı sıkı düğümlersin mutluluğa. Artık tutunacak bir dalın vardır. Sırtını dayayacağın biri. Yorulduğunda elinden tutacak biri vardır artık. Tutarsın elini, sırtını dayarsın, dayanağın oluverir bir anda. Aynı hızla düğümler çözülür, bıçakla kesilmiş gibi. Bir anda düşersin. Toparlanırsın yavaşça olduğun yerden, Doğrulduğunda sırtını dayamak için geriye doğru yaslandığında bir kez daha düşersin. Kalkarsın elbet. Ama geriye anılar kalır. Diken gibi her anımsadığında zihnine batan. Anılarla avunmaya çalışırsın sen de çünkü filmlerde öyle yaparlar. Yavaş yavaş zehirler seni anılar ama sen farkına bile varmazsın.

İnsanlardan uzak durmak istersin. Başaramazsın. Görmen gerek mutlu olmayı. Bilmen gerek var olduğunu. Fikrin güzelliği bile yetecektir seni çekmeye. Onca insanın arasında sen, suratındaki acıyı saklayan gülümseme ile oturursun. Bakarsın etrafına. Mutluluğun bir izini aramak için.

Zaman geçer. Evine gidersin, işine gidersin, sokağa çıkarsın, odana girersin. Zaman elbet geçer. Senin için yine de bir şey değişmez. Sen hep aynı sen olarak kalırsın.

Bu rutinin içerisinde devam edersin hayatına. Bir gün gelir, bir büfeye girersin bir paket sigara almak için. Kafanı çok da kaldırmadan, dalgın bir şekilde istediğini söyleyip parayı uzatırsın tezgahın arkasındaki yaşlı amcaya. Sigarayı alırsın, hızlıca koyarsın cebine. Konuşmadan çıkmak için dönüverirsin arkanı hemencecik. O anda duyduğun ses biraz burkar içini.

“Genç! Genç! Paranın üstünü unuttun!”

Genç mi? Sen çocuk bile olamadın ki…



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder