Günlerden ne bilmiyorsun. Saatin
hiç önemi yok. Fark etmiyor senin için. Hayatında bir şey değiştirmeyecekler.
Biliyorsun. Sabah olacak, öğlen olacak, gece olacak, eylül olacak, ekim olacak,
kasım olacak… Yetmeyecek, bitmeyecek. Durmayacak ama senin için bir şey
değişmeyecek. Zaman bir şeyi değiştirmeyecek.
Sen her zaman aynı sahnelerin
insanı olacaksın. Zamanında sana yazılan ya da bizzat kendi ellerinle yazdığın sahneleri isteksizce oynayacaksın. İstemeyeceksin elbet böyle olsun ama elinden
de bir şey gelmeyecek.
Çocukken mutluyduk, en büyük
derdimiz karın getirdiği tatildi. Öyle mi? Değildi. Çocukken, çocuk
olabiliyorsan mutlu olursun. Çocuk olamıyorsan eğer mutlu da olamazsın. Hayat
insana ya çocuk olmayı öğretir ya da çocuk olamamayı. Çocuk olamamayı öğrendiysen
eğer sen ve hep senden daha çocuk olanlar varsa işte o zaman çocuk olmak bir
anlam ifade etmez. Kar tatiline çocuklar sevinir, çocuk olabilenler. Sen ise
çocuk olabilenlerin arasında çocuk olmayı göreceksin. Sadece ismen bileceksin.
Saflığın senin içinde değil, arkanda kalmış olacak. Geriye dönüp baktıkça
göreceksin.
Sonra yıllar geçecek, zaman
elbette durmayacak. Ne değişecek? Sen çocuk bile olamadın ki. Genç mi
olacaksın, yetişkin mi olacaksın? Yaşlanacak mısın? Olmayacak bunlar. Sen hep
arada kalmış bir hayat yaşayacaksın. Yarım. Geçen zaman bir tek seni
götürmeyecek elbet peşi sıra. Senin zamanında çocuk olanlar genç olacaklar,
yetişkin olacaklar, yaşlanacaklar. Sen ise gördüklerinle yetineceksin. Genç
olmak, yetişkin olmak, yaşlı olmak nasıl bir şeymiş onları izleyerek
öğreneceksin.
Sabah kalkacaksın. Bir anlam
taşımayacak sabahlar. Yeni gün sana yeni sürprizlerle gelmeyecek. Yeni gün
sadece zamanında çocuk olabilenlere yeni sürprizler getirir. Sana değil. Giyineceksin, sevdiğin, belki de sevmediğin
işine gideceksin aynı yollardan yürüyerek. Aynı dükkanların önünden kıvrılıp
geçeceksin. Belki aynı insanları göreceksin, belki farklı. Ne değişecek ki?
Öğlen yemek, sonra iş, sonra ev
derken geçip gidecek elbet zaman. Sen ise her akşam eve geldiğinde iki kelam az
etmek için hızlıca yiyeceksin yemeğini. İçindekileri kimseye haykırmamak için
yutacaksın her lokma ile birlikte hızlıca sözlerini. Nasıl olsa dinlediğin bir
şarkıda, izlediğin bir filmde dökersin içini. Onlar sana nasıl olman gerektiğini
anlatır. Mutlu çiftler görür, mutlu hissedersin. Aşk kokan bir şarkı dinler,
mutlu hissedersin. Ama mutlu olmazsın. Olamazsın. Nasıl mutlu olacağını ya hiç
öğrenmemişsindir ya da çoktan unutmuşsundur.
Sonra bir sigara yakarsın
yalnızlığının eşliğinde. Arkaya da acıklı bir müzik açarsın. Düşüneceksin,
düşünmen gerek. Düşünerek çözeceksin çünkü bu zamana kadar çözemediğin her
şeyi. O an fark edersin ne kadar çok şey olduğunu. O kadar çoktur ki düşüneceklerin,
düşünmeyi unutursun, nasıl düşüneceğini. Aklında bir iki sorun varken bir anda
karanlık basar zihnini. Bir tanesine odaklanırsın o karanlığın ardından.
Diğerlerinin üzerine bir perde çeker gibi. Kapatırsın, görmezsin. Görmezsen,
mutlu hissedersin. Gitti, bitti sanırsın. Gitmez, bitmez. Bir sonraki gün başka
biri alır o düşüncenin yerini. Eskisi ise perdenin ardındaki yerini alır.
Sonra biri çıkar elbette. Sen ise
çaresizlik ve umutsuzlukla dolu hayatının her bir ilmeğini sıkı sıkı
düğümlersin mutluluğa. Artık tutunacak bir dalın vardır. Sırtını dayayacağın
biri. Yorulduğunda elinden tutacak biri vardır artık. Tutarsın elini, sırtını
dayarsın, dayanağın oluverir bir anda. Aynı hızla düğümler çözülür, bıçakla
kesilmiş gibi. Bir anda düşersin. Toparlanırsın yavaşça olduğun yerden,
Doğrulduğunda sırtını dayamak için geriye doğru yaslandığında bir kez daha
düşersin. Kalkarsın elbet. Ama geriye anılar kalır. Diken gibi her
anımsadığında zihnine batan. Anılarla avunmaya çalışırsın sen de çünkü
filmlerde öyle yaparlar. Yavaş yavaş zehirler seni anılar ama sen farkına bile
varmazsın.
İnsanlardan uzak durmak istersin.
Başaramazsın. Görmen gerek mutlu olmayı. Bilmen gerek var olduğunu. Fikrin
güzelliği bile yetecektir seni çekmeye. Onca insanın arasında sen, suratındaki
acıyı saklayan gülümseme ile oturursun. Bakarsın etrafına. Mutluluğun bir izini
aramak için.
Zaman geçer. Evine gidersin,
işine gidersin, sokağa çıkarsın, odana girersin. Zaman elbet geçer. Senin için
yine de bir şey değişmez. Sen hep aynı sen olarak kalırsın.
Bu rutinin içerisinde devam
edersin hayatına. Bir gün gelir, bir büfeye girersin bir paket sigara almak
için. Kafanı çok da kaldırmadan, dalgın bir şekilde istediğini söyleyip parayı
uzatırsın tezgahın arkasındaki yaşlı amcaya. Sigarayı alırsın, hızlıca koyarsın
cebine. Konuşmadan çıkmak için dönüverirsin arkanı hemencecik. O anda duyduğun
ses biraz burkar içini.
“Genç! Genç! Paranın üstünü unuttun!”
Genç mi? Sen çocuk bile olamadın
ki…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder