-
Hadi kapat aşkım.
-
Hayır sen kapat sevgilim.
-
Hadi o zaman üç deyince kapatalım olur mu?
-
Olur… 1, 2, 3
…..
-
Ya aşkım kapatmadın ama yaaa ehehehhe.
-
Ama sende kapatmadın aşkım.
Yukarıdaki konuşmayı yapan çift
şu anda ölü. Aşırı dozda vıcıklıktan öldüler. Şimdi asıl konumuza gelebiliriz. Sanıyorum
bir süre daha, en azından bundan da sıkılına kadar, ilişkiler hakkında yazmaya
devam edeceğim. Bunun nedenini bende bilmiyorum ama gözlemlerimi aktarmak hoş
olabilir. Hee içinizde sen kimsin ki ilişkiler hakkında yazıyorsun diyenler
varsa fog koyarım biline. Okumayabilirsiniz.
Her neyse… Yukarıdaki konuşma “buldumcuk”
tabir edilen çiftlerin bir telefon görüşmesinden alıntıdır. Yok lan değildir;
tamamen “buldumcukları” düşünerek ben uydurdum bunu. Buldumcuklar, gördüğünüz
üzere artık tırnak içinde değil, ilişki yaşaması yasaklanması gereken bir
türdür. İlişkiyi kendi içlerinde yeterince vıcık vıcık yaşamıyorlarmış gibi bir
de çevrelerini işin içine katarlar.
Örn:
-
Aşkım sen ne tatlısın ya?
-
Ama sende çok tatlısın aşkım… Öyle değil mi Öznur
allasen bi baksana şuna.
-
(Öznur) Yaa. Evet. Hı hı.
Buldumcuklar bir sonraki evrede
ilişkilerinin ne kadar düzgün olduğunu(!) etrafındaki insanlara göstermeye
başlarlar. Birbirlerine yazdıkları mesajları en yakın arkadaşlar mutlaka okur. Ya
da alınan hediyeler özenle bir bir gösterilir. Bunların arasında öyle bir
tanesi vardır ki inanılmaz derece de iticidir.
-
Ya abi inanabiliyor musun? Resmen kendi
elleriyle bana atkı örmüş yaa?
-
Örerim tabi ki aşkım. Sen benim her şeyimsin.
-
Sende benim her şeyimsin.
-
(Masada ki üçüncü şahıs.) hııı.
Buldumcukların ilişki evreleri
genellikle hızlı gelişir ve hızlı sonuçlanır. Buldumcuklar genellikle ilişkinin
sonunda dargın olarak ayrılırlar ve ortak arkadaşlara birbirleri hakkında
yakınırlar.
Örn:
-
Abi resmen inanılmaz sıkıcıydı yaa. Düşünebiliyor
musun sürekli dip dibe, yanak yanağa falandık yani. Beni darmaya başlamıştı bu
ortam. O yüzden de ayrılmak en iyisi oldu. Zaten bir şey diyeyim mi? Ben daha
iyilerine layığım. Eheheh.
-
(ortak arkadaş. (ulan hani seviyordun))
Buldumcuk 2:
-
Ya Aykut, Alinin böyle bir şerefsizlik yapmış
olmasına hala inanamıyorum. Ondan hiç beklemezdim zaten en baştan beri pek
ısınamamıştım…
-
Hea?
-
Yani ne bileyim hep bir mesafe vardı. Sen Aliyle
hala görüşüyor musun?
-
Iıı şey. Hı hı. Evet.
-
Ay inanmıyorum Aykut yaa nasıl görüşürsün o
şerefsizle.
Buldumcukların en büyük problemlerinden biri de ortak
arkadaşların bir türlü paylaşılamamasıdır. Ayrılık sürecinin tek sancılı yanı
budur. Başka bir şey yoktur.
İlişkiler ilerledikçe farklı özellikler belirmeye başlar. Mesela
gayet “normal” bir çift giderek tuhaflaşmaya başlayabilirler. Fazla uyumlu
olmak bir süre sonra sorunları beraberinde getirir. Ee her şey kararında güzel
sonuçta. Tamamen şimdi uydurduğum bir isimle bundan sonra bu çiftlere
Evrimcikler deme kararı aldım.
Evrimcikler ilişkilerine gayet normal ve buldumcukların
aksine kimseyi tiksindirmeden başlarlar. Evrimcikler ilişki ilerledikçe evrilir
farklı insanlara dönüşürler. Aralarındaki uyum bir süre sonra rahatsızlık
verici olabilir. Evrimciklerin en büyük sorunu aslında mükemmel uyumu yakalamak
için harcadıkları çabadır. İki bireyde birbirini değiştirmek adına sinsi
ataklarda bulunur ve diğerine belli etmeden kafasındaki kişi ile onu
bütünleştirmeye çalışır. Evrimciklerde genellikle kafada yaratılmış bir imaj
bulunur. İlişkinin en başlarında karşıdaki kişi en uygun kişidir ama zamanla
öyle olmadığı anlaşılır. Bunu ilk duymak zorunda kalan da yakın arkadaşlardır.
Örn:
-
Yani Selma gerçekten inanamıyorum. Ne dedim ki
ben ona da kızdı şimdi anlamadım valla. Alt tarafı geçenlerde sana da
bahsettiğim sergiyi gezmeye gidelim dedim. Ne var yani bunda? Kötülük mü ettim?
-
Ama canım benim zaten en başından beri Berk öyle
bir insan değildi ki. Hatırlasana birinci ayınızda seni basketbol maçına
götürmüştü.
-
Ayy evet yaa. birde atıp tutuyordu ben resim çok
severim vs vs diye.
-
Kızım sende inandın mı yani? Ay sende bir
safsın.
-
Yaa aslında sever öyle şeyleri daha öncede
gittik biz sergiye bayılmıştı.
İşte evrimciğin kaçırdığı nokta burasıdır. Evrimcik 2 büyük
olasılıkla sergiye bayılmamış hatta nefret etmiştir ama ilişkinin cicim
dönemlerinde böyle bir şeyle evrimcik 1’in karşısına çıkmak istememiştir.
Bir diğer grubumuz ilişkiyi 2 kişiyle sınırlamayanlar. Yanlış
anlaşılma olmasın açık ilişkiden falan bahsetmiyorum. İlişkiyi 2 kişi
yaşayamayanlar. Bu grup genellikle uzun süredir birlikte olan çiftleri kapsar
ama yine de istisnalar kaideyi bozmaz elbet. Baş başa kalınca paylaşılabilecek
şeylerin sayısı azaldıkça ilişkideki kişi sayısı da artar. Tabi görsellik
dışında paylaşacak bir şeyleri olmayan çiftleri de bu gruba dahil edebiliriz. Ben
yine tamamen bir taraflarından uydurduğum bir isimle bu grubu arkadaşçıllar
olarak adlandıracağım. Arkadaşçılların en büyük problemi artık paylaşacak bir
şeyin olmaması bu nedenle sürekli etrafta konuşacak başka birinin bulunması
gerekliliğinden doğan kalabalıktır.
Örn:
-
Aşkım sinemaya mı gitsek bu akşam ya.
-
Olur aşkım. Dur benim bilgisayar açık hemen film
seçelim.
-
Ayy aşkım şu romantik komedi filmine gidelim
yaa..
-
Ya gitmesek olmaz mı? Baydım artık romantik
komedi izlemekten.
-
Yaa aşkım. ( üzgün surat)
-
Tamam tamam. Hadi hazırlan.
-
Dur aşkım dur. Önce ben bir Öznur’u arayayım. O
da Berki alıp gelsin. Çok güzel olur yaa. bayadır dördümüz takılmamıştık.
-
Evet yaa süper fikir. Onları da ara. En azından
film sıkarsa Berkle bira falan içeriz.
-
Olur valla. Ay ne giysem aca…
Arkadaşçılların sorunu büyüktür aslında ama genellikle
görmezden gelinir.
Arkadaşçıllardan arkadaşları için tehlike oluşturan başka
bir çifte geçelim dedikoducugiller. Dedikoducugiller çift olarak herkesin
hakkında her şeyi söyleyebilecek olan türdür. Gizli gizli, sinsi sinsi, saman
altından su yürütülerek fitne fesat itina ile sokulur. Eğer dedikoducugil 1
birini sevmiyorsa dedikoducugil 2 de aynı kişiyi sevmemekle yükümlüdür. Bu tarz
ilişkilerde genellikle çok belirgin bir dominant taraf olur.
Örn:
-
Yani şu Öznur’a inanamıyorum. Nasıl yapar böyle
bir şeyi hayatım ya? Sen git benim aldığım elbisenin aynısını al. Birde üstüne
üstlük partide giyeceğimi bile bile git giy. Ama biliyorum hep Selma denilen o
kız yapıyor bunları Öznur ile arma girmeye çalışıyor.
-
Haklısın hayatım. Zaten siz Selma ile
küstüğünüzden beri Öznur bir tuhaf davranmaya başladı.
-
Dimi ? Ah Selma ah. O var ya o az değil. Ama ben
bilirim yapacağımı. Bende Merve ve Furkan ile buluşacağım yarın her şeyi bir
bir anlatacağım. E tabi ki sende geleceksin.
-
Gelmem mi aşkım! Seni yalnız bırakır mıyım hiç? Ehehehe.
Bir diğer türümüz ise sevişgenler. Sevişgenler kafe, bar,
sokak, sinema salonu vs ayırt etmeksizin yiyişme potansiyeline sahip olan
çiftlerdir. Kendi kendilerine geçinip giderler. Pek sorun yaşamazlar, sorunu
onlarla takılmak zorunda olan arkadaş çevresi yaşayabilir. Diyalog yazmama
gerek yok sanırım.
İlişkinin türü her ne olursa olsun, herkes mutlu olsun. Ve dışarılarda
bir yerlerde hala “soulmate, the one” hikayesine inanan birileri varsa durmayın
arayın belki ararken şirinleri de bulursunuz. İyi şanslar!
P.S: Soulmate, The One, Mr./Mrs. Right gibi bişi bulan
olursa harbiden bana da haber versin. Bende yolunu öğreneyim şu zımbırtının.
olmuş:))çok eğlendim ozi:)herkes -cik -cuk evrelerini yaşar aslında,az-çok,zaman zaman... soulmate ya da right man olmasa dahi -cik -cuk evrelerini aşanlarda bir gelecek vardır kanımca :)
YanıtlaSil