15 Aralık 2011 Perşembe

Geçmiş Zaman İçinde Bir Ben Vardı. Unutmuşum.



                                            Paltosuna sıkı sıkı sarılmıştı, düğmeleri en sonuna kadar iliklemişti. Atkısını boynuna iyice dolamış, eldivenlerini ise evde unuttuğunu evden uzaklaşınca fark etmişti. Sert rüzgara karşı yürüyordu. Soğuk direk yüzüne gelmesin diye kafasını eğmişti. Hafif hafif çiselemeye başlayan yağmur hepsini daha da dramatik hale getiriyordu. Birazdan yanaklarından aşağıya damlalar süzülmeye başlardı elbet. Az da olsa ıslanıyordu. Arabalar üzerine su sıçratmasın diye kaldırımın duvara en yakın olan kısmında yürüyordu. Yağmur biraz daha hızlandı. O da adımlarını sıklaştırdı. O hızlandıkça yağmur da hızlanıyordu. Artık neredeyse koşuyordu lakin yağmurda iyice hızlanmıştı. Daha fazla ıslanmayı göze alamadı. Koşar adım bir kitapçıya attı kendini.
                                            Kendini bildi bileli kitapçıları gezmekten çok hoşlanmazdı. Girip, gözüne kestirdiklerini alıp çıkmayı yeğlerdi. Ama bu sefer zorunluluktan ötürü de olsa bir süre, en azından yağmur biraz hafifleyene kadar, kitapçı da vakit geçirmek zorundaydı. Rafların arasında geziniyordu. Bu yakada bulunan bir kitapçıya uzun zamandır gelmemişti. Bu yakadaki anılarını bir bir denize bırakıp gitmişti vakti zamanında.
                                            Raflardan kitapları çekiyor, biraz inceliyor sonra yerine bırakıyordu. Henüz dikkatini çeken bir şeye rastlamamıştı. Aramaya devam ediyordu. Birden burnuna tanıdık bir koku çalındı. İrkildi önce hafiften. Arkasını dönmedi. Sadece hafızasının ona oynadığı bir oyundan ibaretti o koku. Aslında gerçekte yoktu. Sonra bir ses duydu. Tüyleri diken diken olmuştu. Gerçekten mümkün müydü? O kadar zamandan, o kadar kaçıp saklandıktan sonra mümkün olabilir miydi? Halbuki bu başına gelmesin diye o kadar çok çabalamıştı ki.
                                            Kendini sesin geldiği yöne doğru bakmaktan alıkoyamadı. Hafifçe kafasını çevirdi, omzunun üzerinden arkaya doğru baktı. Anında önüne döndü. Gözleri yanılıyor olmalıydı. Bu gerçek olamazdı, olmamalıydı. Birden kalp atışlarının hızlandığını hissetti, dizleri hafif hafif titriyordu heyecandan. Gidip selam vermek istiyordu, konuşmak… Hatta daha da ötesine gitmek istiyordu. Yapamadıklarını yapmak istiyordu. Dokunmak istiyordu, tenini hissetmek istiyordu. Dudaklarına değmek istiyordu. Onca zaman beklediği ama en sonunda gitmesine izin verdiği mutluluğu istiyordu. Olmamıştı, olmayacaktı. Bunu o zamanda biliyordu şimdi de… Ne değişti bir anda? Yüreği neden yine olmazlara atmaya başladı, neden yine tehlikeli sulara yelken açıyordu? Yeterince kaybı yok muydu?
                                            Üzerinden onca zaman geçmişti. Geçen aylar, yıllar hiçbir şey alıp götürmemiş miydi? Halbuki o bütün anılarını göndermişti. Denize bırakmıştı, yağmurun suyuna katmıştı, örtü gibi toprağa sermişti. Ne olmuştu da birden bire hepsi gelivermişti? Bir ses, biraz koku bunu ona yapamazdı. Tekrar yıkılamazdı. Ne yıkılacak ne de yıkıldıktan sonra kendini toplayacak gücü vardı.
                                            Korkuyordu. Rafların ardında ona gözükmeden gezinmeye çalışıyordu. Hem zaten hayatında birileri olmuştu, hala da vardı. Neydi ona karşı bu tutkunun sebebi? Ondan sonrada sevmişti, sevilmişti, seviyordu, üzmüştü, üzülmüştü? Neden şimdi? Mutlu olması gereken bu zamanda nereden çıkmıştı karşısına?
                                            Zamanında ne çok sevmişti onu. Aylarca uğruna gözyaşı dökmüştü. Her gece dua etmiş, en sonunda tanrının onu duymadığına karar kılmıştı. Sürekli onu düşünürdü. Başına ne gelirse gelsin eğer ondan geliyorsa kabul edip geçmeyi, tüm kötü anılarına ve zamanlarına rağmen onu sevmeyi öğrenmişti. Vazgeçemiyordu. Tüm hayallerini onunla kuruyordu. Gerçek olacaklarına bir damla olsun inanmıyordu ama sürekli dua ediyor ve gerçek olmalarını umuyordu.
                                            Yanına gitmeli miydi? O kadar acıyı bir merhaba geçirecek miydi? Belki… Peki sonrası? Sonra ne olacaktı?
                                            Korkunun ecele faydası yok diye düşündü. Yavaş adımlarla gitti, yanına kadar sokuldu…
-          Merhaba!
-          Oooooo… Merhaba! Sen nereden çıktın yahu?
                                            Bende aynı soruyu sana soracaktım diyemedi. Neden geçmişin onca derininden çıkıp geldin ki diyemedi.
-          Yağmurda ıslanmamak için girdim buraya aniden. Nasılsın?
-          İyiyim teşekkür ederim. Sen nasılsın?
-          Bende iyiyim…
                                            İşte başlamıştı. Göz göze baktıkları ama konuşmadıkları, konuşamadıkları o evre. Sesi titremişti konuşurken. Acaba o da fark etmiş miydi? Büyük olasılıkla… Ne diyeceğini bilemeyen gözlerle ona bakıyordu. Gözlerinin içine. Hafifçe gülümsedi.
-          Şey, ıı, en iyisi ben gideyim. Yağmurda dinmek üzere zaten.
-          Peki bir ara görüşelim ama.
-          Olur olur. Görüşürüz.
-          Şey…
                                            Bir anda tuttu, kendine doğru çekti. Öptü. Ne yapacağını bilemedi. Onca zaman beklemişti bu anı. Ama neden mutlu olamıyordu. Korkuyordu hala. Heyecandan kalbi duracak gibiydi. Geçmişi karşısına dikilmişti. Şimdiki zamanı onu evde bekliyordu. Halbuki ne güzel unutmuştu geçmişi! Anımsamıyordu bile adını uzunca zamandır. Nereden çıkmıştı karşısına. Şimdi yine korkacaktı tüm o olanları hatırlayıp. Şimdisine yabancı kalacaktı, geçmişi gününe taşıyacaktı. Ne gerek vardı bunca olaya? En başında tutsaydı ya elini. Neden bırakıp gitmişti? Neden korkmuştu ki? Ondan daha çok seveni yoktu.
                                            Öpücük bittiği anda çekti kendini geri. Gözlerinin içine baktı. Dayanamadı. Sımsıkı sarıldı ona. Her zaman ki gibi boynundan kokladı sarılırken. Ne kadar çok özlemişti. Bir anda uzaklaştı, gözlerini sildi. Kapıya doğru 4 – 5 adım attı. Duraksadı. Geri dönmek istedi. Dönüp öpmeye devam etmek. Sarılmak, hiç ayrılmamak.
                                            Gözleri daha da bir doldu. Kafasını arkaya çevirmedi. Yürüdü ağır adımlarla. Geçmişini gününe taşıyan kader sövdü önce. Gideni niye geri getirmişti? Geleceğine yürürken şimdiki zamanında bulunan geçmişini, yine geçmişe hapsediyordu istemeye istemeye. Geçmişini hala seviyordu. Geçmiş hiç gitmeyecekti belki de. Ne kadar gönderirse göndersin. Hep orada duracaktı. O da hep geçmişine aşık olacaktı.
                                            Keşke yağmur dinmeseydi. O kadar çok isterdi ki ıslanmayı… Keşke yağmur dinmeseydi. Alıp götürseydi anılarını. Keşke yağmur dinmeseydi. Siliverseydi acılarını. Yağmur. Hala seviyordu. Yağmuru da…

1 yorum:

  1. işte melankoli soslu ozan bilen üslubu... ana tema her zaman Aşk :)

    YanıtlaSil